bir odada,büyükler bir odada otururlardı.Biz çocuklar, kendimize göre oyunlar oynardık.Fincan oyunu,elkızartmaca, çöp oyunu,hangi elimde,tek mi çift mi,yüzük oyunu,beştaş,üçtaş hatırlayabildiğim oyunlar.
Ninelerimiz, dedelerimiz bazen bize masal anlatırdı.Aynı masalı sıkılmadan defalarca dinlerdik.Kendi kafamızda canlandırmaya çalışırdık. Masal dinlerken uykusu gelen uyuyakalırdı.
Babaannem, yani Zühre ninem beni çok severdi.Sandıkta sakladığı cevizleri, fındıkları sandıktan çıkarır, gizlice bana verirdi.Ablam buna çok bozulurdu, nineme sitem ederdi:
“Ben, senin üvey torunun muyum nine?” derdi.
Bir gece ninem fena hastalandı.Babam, onu trenle Erzurum’a götürdü. Ninem Erzurum’dan geri dönmedi.
Babama sordum:
“Ninem nerede?” Babam:
“Ninen gökyüzüne çıktı.O şimdi Zühre yıldızı,” dedi.
Geceleri yıldızlara bakar ninemi arardım.Babam, bana Zühre yıldızını gösterdikten sonra, ona hep el sallardım.O gün bu gündür Zühre yıldızına hasretle bakarım.
Ablam beni hep korurdu.Sanki ikinci anamdı. Aramızda iki yaş olmasına rağmen bana bakmayı, beni korumayı kendine görev edinmişti.Diğer çocuklardan korurdu.Düşersem kaldırır, severdi.Onun sevgisi yüzünden, canım acısada ablam üzülmesin