Ortaokul üçüncü sınıfı matematik ve tarihten borçlu olarak bitirmiştim. Eve geldiğimde babamı çok mutlu gördüm.
“Cemil, tayinimiz İstanbul’a çıktı,” dedi.
Bu habere çok sevindim, ama benim iki dersten ikmale kaldığım haberimi ona nasıl vereceğimi bilemiyordum. Bu sevinç havası içinde;
“Baba, iki dersten beklemeye kaldım!” deyiverdim.
Gözlerimden öptü:
“Önemli değil, verirsin,” dedi.
Çok rahatlamıştım.Artık İstanbul sevincine bende katılabilirdim.Bir yandan sevinirken bir yandan da içime bir gariplik çöktü.Memleketimden, arkadaşlarımdan,dağlarımdan, ormanlarımdan ayrılıp bir başka yere gidiyordum.Biryandan da seviniyordum.“İstanbul, bekle beni, geliyorum!” dedim içimden.
Bir ay sonra vagonumuz geldi, eşyalarımız yüklendi. Bizde vagona bindik.Mezra İstasyonundan hüzünlü bir seremoni ile ayrıldık.Sarıkamış’ta dar hat vagonuna,Horasan’da geniş hat vagonuna taşındık.Her vagona aynı şekilde yerleşiyorduk.Zaten çok eşyamız yoktu.O zaman buzdolabı,çamaşır makinesi yoktu.En lüks eşyamız annemin konsollu dikiş makinesi ve Audi marka pilli radyomuzdu.Vagonun ortasına sedirimizi koyar, kapı aralığından manzara seyrederdik.Marşandiz treni olduğu için bazı istasyonlarda vagon ekler veya vagon bırakırdı.Yollarda dura kalka giderdik.Batıya doğru geldikçe daha yeşil