Bazen öğrenci kantininden öğleyin tost sandviç yiyorduk.Akşamları da talebe karavanası.
Halil ile benim numaralarımız yakındı. Halil İzmir Karaburun’da doğmuştu.Çok şen, efendi bir arkadaştı.Onunla kısa zamanda kaynaştık.Beraber geziyor, derslere beraber giriyor,sinemaya beraber gidiyorduk.Eküri atlar[i] gibi olduk.Birimizi eksik görseler, hastamı diye sorarlardı.Halil futbolu çok severdi.Birisi hata yaptı mı “Hiç yoksun, kalecisin,” derdi.Yine golü yedin, anlamında kullanıyordu.En çok Edebiyat Fakültesinde okuyan Erdem arkadaşımıza takılırdı.Namı diğerCami Erdem! Namaz kıldığı için bu lakabı almıştı.Ara sıra bize giderdik.Annemin yemeklerini çok severdi.
O senelerde elektrik ile çalışan ütümüz yoktu, kömürlü ütü ile annem ütü yapardı.Rahmetli anam Lütfiye Hanım,her cumartesi beyaz elbiselerimi yıkar,kömürlü ütü ile ütülerdi.Tabii ki, Halil bize gelmişse onunkini de ütülerdi.
Üçüncü sınıfa geçmiştim. Bir gün Filiz’le buluştuk. Yüzünde hüzün vardı.Gözleri buğulu, bana baktı:
“Cemil, babamın tayini Erzincan’a çıktı,yakında gideceğiz,” dedi.
O an dünyam durdu.İçim üzüntü ve hasret doldu. Ama üzüntümü hissettirmemeye çalıştım.Üzerimden hasret şimdiden akıyordu.Bu hasrete nasıl dayanacaktım Tanrım! İstanbul’un her yerinde hatıralarımız vardı.Nereye gitsem gözlerim hep onu arayacaktı.Bir an kedimi boşlukta hissettim.
[i] Eküri atlar: Aynı ahırı paylaşan atlar.