Gecenin sessizliği, kendini kuşların ötüşüne bırakmıştı...Kendime güvenim gelmişti.Bende her şeyin üstesinden gelebilirim, hissi uyanmıştı.Küçücük canımla büyük adam olmuştum. Oysa şimdiki çocuklara hiçbir mesuliyet yüklenmiyor… Okula servisle gidip geliyorlar… Sokakta oyun oynamıyorlar.Evde bilgisayar oynuyorlar.Böylece yalnız yaşıyorlar.Mahallede yok, mahalle arkadaşları da…
Bir mart günü akşama birkaç saat kalmıştı, babam beni çağırdı:
“Koyunların otları bitmiş,git Mahmut Ağalardan bir çuval ot getir.” dedi.
İlkokul 4’üncü sınıftaydım.Babanın emrine karşı gelinmez.Çuvalı aldım, yola koyuldum.Güneşin batmasına az kalmıştı köye vardığımda.Kapıyı çaldım,Sivas’ın Kangal Köpekleri havlamaya başladı.Kapı açıldı, köpeklerden ödüm kopuyordu.Açan yamağın arkasına saklandım.Mahmut Ağa, sedirde bağdaş kurarak oturmuş,kalın dudakları arasında sarma tütünden sigarasını çay eşliğinde içiyordu.Diğer elinde sarı kehribardan koca taneli tesbihi ile tesbih çekiyordu.
“Hoş geldin yavrum, Seyyar Efendi nasıl?” dedi.
“Çok iyidir, sana selamı var, otumuz bitti, bir çuval ot istemeye geldim,” dedim. Ağa:
“Çocuğun karnını doyurun, otu verin gitsin,” dedi.
Bir tas ayran çorbası, biraz da patates yahnisi yedikten sonra yola koyuldum.Boyum kısaydı