Kır çiçekleri toplar, eve götürürdük. Bazı bitkileri soyar yerdik.Bazılarının da suyunu emerdik.Çekirge, kertenkele, yılan avlardık.Küçük krem kutularımıza kenger sütü doldurur, güneşe bırakırdık.Böylece doğadan kenger sakızı yapardık.
Köy çocukları ile bazen kuzularımızı birleştirirdik. Böylece dağ başında yalnızlıktan kurtulurduk.Kendimize göre oyunlar oynardık.Tarladan kartol(patates) toplardık. Kırda ateş yakar, közünde patatesleri pişirirdik.Doğayı alabildiğine kullanırdık,çünkü doğa ile kaynaşmıştık.
Bugünkü çocuklar, doğa ile haşırneşir olmadığı için, hayvan ve doğa sevgileri bize göre zayıftır.Hatta öyleki, evcil hayvanlardan bile korkarlar.
Biz oyuncaklarımızı kendimiz yaptığımız için, bir taşı, bir tren veya araba hayali ile sürdüğümüz için, ruhsal anlamda geliştik.Şimdiki çocuklar oyuncakçı dükkânından alınan oyuncakları üç gün oynayıp bir kenara atıyorlar.Çünkü kendileri yapmıyorlar.Yaratıcı hayalleri olamıyor.
Bir gün kuzuları otlatırken akarsuda çamurdan bir girdap yapmıştım.Üstüne de papatya koymuştum.Papatya girdapta döndükçe onu değirmen taşı sanıyordum.Ben bu oyuna dalınca kuzular buğday tarlasına girmiş.Babam da trenlerin su aldığı depoya su gelmeyince,su yolunu kontrol etmeye çıkmış.Çünkü çiftçiler bazen suyu tarlalarına çevirince istasyona su gelmiyor.Babam, kuzuları buğday tarlasında görünce bana bağırdı.Baktım dövecek, kaçtım.Beni yakaladığı gibi yere vurmuş