Herkes bani süzmeye başladı;
“Senin bizden ne farkın var?” dediler.
“Bende bilmiyorum, elbisem çamurlu, galiba ondan,” diyerek güldüm.Halil Teğmen:
“Ödün bokuna karıştı, korkudan altına işeyeceksin zannettim,” deyince tekrar gülüştük.
Sonra onlar, beni incelemeye aldılar.Bendeki fark apoletimin düğmesiydi.Herkeste kopça, bende sarı düğmeydi.Ben bunu bilerek yapmamıştım.Denizciydim, askeri işaretler satan dükkâna gittim, karacı teğmen malzemelerini istedim.Onların içinde 2 sarı düğme fazla geldi.Bende apolet düğmeleridir diye eskisiyle değiştirdim.Hepsi bu.
Bu teftişten bir ders çıkarmıştım.Teftişler bilgi, beceri için değil,temizlik görüntü ve şekilcilik için yapılıyor.Bu kulağıma küpe olmuştu.Bakın bu küpe nerede işime yaradı, anlatayım: İskenderun Deniz Hastanesinde yüzbaşı rütbesinde klinik şefiydim.Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan teftişe gelecekti.Bir gün evvel Baştabip bizi tabura çağırdı:
“Yarın her yer pırıl pırıl olacak.Bir soru sorulunca her şeyin iyi olduğunu söyleyin vs.” dedi
Ertesi gün teftiş başladı.Taburda karşıladık.Hepimizin elini sıktı Komutan, arkasında bir sürü albay var.Hepimizin kılık kıyafetini incelediğini seziyorduk.Sonra kliniklere dağıldık, bekliyoruz.Kayacan amiral ve albaylar bizim kliniğe girdiler.
“Dikkat!” dedim, selam verdik.