Evde 5 çocuk, yedi nüfus.Mandamın bedelini isterim.Yoksa mahkemeye veririm.”
Ben, ondan önce çay içme bahanesi ile Selami’nin bürosuna gittim.On dakika geçti kapı çalındı.Yusuf içeri girdi. Sanki doğuştan değme aktördü!
“Dışarıdaki çarpık Mercedes senin mi?” Selami:
“Evet,” dedi.
“Aha bu kıllarda çiğnediğin mandanın kılları.Çiğnemiş, kaçmışsın!Doktor Bey,sana yakışır mı? Biz, fakir fukara adamız,çoluğumuzu çocuğumuzu bu hayvanların sütlerini satarak doyururuz.Evde var beş çocuk, şimdi biz ne yapacağız? Ya mandanın parasını verirsin yada seni mahkemeyeveririm!”
Selami önce horozlandı:
“Senin manda akşamın karanlığında yolda ne arıyordu?”
Yusuf güldü:
“Niye, manda insan mıdır kendini korusun! Sen dikkat edeceksin!” Selami:
“Senin manda kaç lira eder?”
“On bin,” dedi.
“Ödemem,git şikâyet et! Benim de arabam zarar gördü!”
Araya ben girdim:
“Gelin mahkeme filan demeyin, ben sizi anlaştırayım.”
“Selami, kaportacı can ciğer arkadaşım var, onu şimdi çağıracağım,senin arabanın masrafını söylesin, aradaki farkı ödeyelim.”
Selami oltayı yutmuştu;