Makale Dizini

diye ağlamazdım.Birbirimizin çocuksu suçlarını annemize, babamıza söylemezdik,söyleyemezdik, çünkü ikimizde birbirimizi tehdit ederdik, “Sen benim bu suçumu söylersen, bende senin suçunu söylerim,” derdik.İkimizde susardık.

Çelmik İstasyonuna yarım saat uzakta bir kaplıca vardı.İstasyon, ismini de bundan almıştı.Suyu çok sıcak değildi.O kaplıcaya sık sık giderdik.Benim için çok eğlenceli bir yerdi.Su yılanlarını yakalamaya çalışırdım.Ellerimin arasından kayar, kıvrılarak giderlerdi.Galiba onlarda bu oyundan hoşlanıyorlardı.Çünkü geriye dönüp tekrar aynı hareketleri yapıyorlardı.Küçük, ince, benekli, beyaz yılanları görmek ve onlarla oynamak için, her gidişimde sabırsızlanıyor, bir an evvel onlara kavuşmaya çalışıyordum.Bana o yılanların şifacı yılanlar olduğunu,deri hastalıklarına iyi geldiğini anlatmışlardı.

Babam, bana Erzurum’dan bayramlık olarak bahriyeli elbisesi almıştı.Mavi biyeli, beyaz paletli bahriyeli üstlük; beyaz pantolon ve beyaz şapka.Getirdiği gece onlarla uyumuştum.Sabahı zor ettim. Şapkamı başıma takıp aynanın önüne gidiyor,kendime asker gibi selam veriyordum.

Kahvaltı yaptıktan sonra anam beni tahta teknede yıkadı, elbiselerimi giydirdi.Ellerini öpüp kendimi sokağa attım.Amacımelbisemi ve şapkamı arkadaşlarıma göstermekti.Bundan çok zevk alacaktım. Karşıma ilk Yusuf Çavuş’un kızı Hatice çıktı.

“Ooo ne güzel elbisen var!Gel anneme göstereyim,” dedi.

© Copyright Cemil Altay. Tüm hakları saklıdır.