uzaklık girmişti.Annem odadan çıktı, biz birbirimizi öptük, vedalaştık.Annem;
“Üzülme, gider görürsün,” dedi.
Onları yolcu ettim.Ben döndüm, ama gözlerim arkalarında kalmıştı.Bir an ilk mektubu kucağına attığım günü, Zeytinlik’teki ağacımızı ve İstanbul sokaklarını, geçirdiğimiz dört senelik serüvenimizi hatırladım.
Üçüncü sınıftaydık. O yaz beni Halil, Karaburun’a davet etti.Otobüsle İzmir’e geldim.İzmir’de Filiz’in teyzesi vardı, önce onlara uğradım.Akşam oldu, babacan tavırlarıyla Mete enişte geldi.Bana;
“Hoş geldin Tornistan Kaptan, seni tanıdığıma memnun oldum,” dedi.
Adım Tornistan Kaptan kaldı.
Evleri, Gözümoğlu Yazlık Sineması’nın yanındaydı.Balkondan tüm filmleri izliyorlardı.Akşam yemeği sinemaya bakan balkonda yenirdi.
“Gel bakalım Tornistan Kaptan, rakı içelim,” dedi.
Ezile büzüle yanına oturdum.O da eski askermiş.Yüzbaşı iken askerlikten ayrılmış. Eskişehir’de Emniyet Amirliği yapmış.Emekli olduktan sonra İzmir’e yerleşmiş.Sinema filmleri dağıtım işlerini yapan bir şirket kurmuş.Çok hoş sohbet bir adamdı. Rakı içme adabını ondan öğrendim.Rakı bittikten sonra şişeyi yatırırdı, bir müddet sonra şişede kalan kırk damla rakıyı bile affetmezdi.Cimriliğinden değil,rakıya saygısındandı.